Kutsal Kitap Değiştirildi mi?

Kutsal Kitap’ın değiştiği iddiası gerçekten çok uzak bir kavram olarak kalmaktadır. Kutsal Kitap bütün gerçeği ve geçekleşen peygamberlikleriyle binlerce yıldır ayaktadır.

Kutsal Kitap’ın Değiştirildiği İddiası

Kitab-ı Mukaddes’in gerçekten Allah tarafından verilen bir kitap olduğu fakat verildikten sonra insanlar tarafından değiştirilip asıl metninin artık yok edildiği iddia edilir. Bu düşünce ile uydurulan bir İznik Konseyi (İ.S. 325) öyküsüne göre İznik Konseyi’nde bilinçli bir şekilde İncil nüshalarının imha edildiğini ve sadece dört İncil’in seçildiğini anlatır. Bundan dolayı bazı Müslümanlar Tevrat, Zebur ve İncil’in orijinallerini kabul ettiklerini iddia ederler. Bu yorum şöyledir:

“Hazreti Adem’den Yüce Peygamberimize (S.A.V.) kadar bütün peygamberler, Hakk katında tek din olan İslam’ın tevhit esaslarını tebliğ ettiler. Bu arada Hazreti İsa (A.S.) da bizim inandığımız tevhit esaslarını aynen ümmetine tebliğ etti; kendisine nazil olan İncil; Kuran’ımızdaki tevhit prensiplerinin aynını ifade eder… Fakat sonradan bazı kötü kişiler, Tevrat ve Zebur gibi İncil’i de tahrif ettiler, hurafelerle doldurup safiyetini bozdular. Biz Müslümanlar; İncil’in Hz. İsa’ya inen şekline iman ederiz. Bugünkü İncil’in bizim inandığımız saf ve tahrif olunmamış İncil’le, uzaktan-yakından hiçbir alakası yoktur.” Dr. Ali Kemal Belviranlı, İslam Prensipleri, Şuur Yayınları, Konya, 1961, s. 135.

Acaba, “Bugünkü İncil’in orijinali ile uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur” iddiası doğru mudur? Bu konu çok önemlidir çünkü Müslümanların ve Hıristiyanların tüm tartışmaları bu tek nokta üzerine yoğunlaşmaktadır: “Kutsal Kitap değiştirildi mi?” Ne yazık ki İslam dünyasından biri bu konuyu objektif bir açıdan incelemek istese bile ya çok az fırsatı vardır, ya da hiç yoktur. Bir Müslüman bu konuyu araştırmak için fırsat bulsa bile, bu defa da diğer Müslümanlardan tepki görmekte ve insanın özünde var olan araştırıcı merak yanı yok edilmektedir.

Eğer bir kimse sormadan ve araştırmadan bu tip iddiaları körü körüne benimsiyorsa, bu ne kadar güvenilir bir temeldir? Eğer Kutsal Kitap bozulmadıysa ve biz de bu konudaki gerçekleri araştırmadan “bozulmuştur” fikrini savunuyorsak, büyük bir günah işlemekle kalmayıp Allah’a da hakaret etmiş ve O’nu aşağılamış oluruz.

Müslümanların iddia ettiği gibi Hıristiyanlığın Kutsal Kitap’ı değiştirilmiş midir? Eğer bu iddiaların yanlış olduğu ispatlanırsa, o zaman gerçeği kabul etmek gerekir. Kaldı ki, Müslümanların kendi kitapları da Kitab-ı Mukaddes’i desteklemekte ve ona tanıklık etmektedir. Eğer bir inançta var olmayan bir kavram, daha sonra bir yalan olarak inanca katılırsa, inanca bir fayda değil, sadece zarar getirir. Öyleyse, İslam’ın da emrettiği gibi doğruyu ve gerçeği aramak ve bulmak tüm Allah’a inananların görevidir.

“Tanrı’nın Sözü değiştirilebilir mi?” İşte bu küçük kitapta Hıristiyan ilahiyatçılar açısından bu sorunun cevabını bulmaya çalışacağız. Hem Tevrat, hem İncil, hem de Kuran’a bakacağız.

Eski Ahit’in Kendi Kendisini Kanıtlaması

Tanrımız nasıl bir Tanrı’dır? Devamlı fikir değiştiren keyfi tutumlara sahip biri mi, yoksa sözüne ve Kendisine güvenilen en üstün Varlık mıdır? Bu soruların yanıtını ilk etapta eski kitaplardan arayalım. Eski Ahit’te Tanrı’nın çok önemli bir sıfatı olan değişmezlik ilkesini görürüz:

“Çünkü ben RAB, ben değişmem.” (Tevrat: Malaki 3:6)

Kutsal kitaplarda Tanrı’nın Sözü’nün değişmeyeceğini veya değiştirilemeyeceğini defalarca bulmak hiç de şaşırtıcı değildir. Eski Ahit’i okumaya devam edelim: “…tüm buyrukları kesindir, ebediyen geçerlidir, doğruluğa ve gerçeğe uygundur.” (Zebur: Mezmur 111:7-8)

“Çoktan beri şahadetlerinden bildim ki, sen onları ebediyen kurdun.”

(Zebur: Mezmur 119:152)

“Sözünün topu hakikattir; ve her adaletli hükmün ebedidir.”

(Zebur: Mezmur 119:160)

-İncil’in Kendi Kendisini Kanıtlaması-

Geçen sayfadaki kanıtla tutarlılık gösteren aynı gerçeği Yeni Ahit’te de buluruz. İsa Mesih şöyle dedi:

“Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. Size doğrusunu söyleyeyim, gök ve yer ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile eksilmeyecek.” 

(İncil: Matta 5:17-18)

“…Kutsal Yazı da geçerliliğini yitirmez.” (İncil: Yuhanna 10:35).

“Kutsal Yasa ve peygamberlerin devri Yahya’nın zamanına dek sürdü. O zamandan bu yana Tanrı’nın Egemenliği müjdeleniyor ve herkes ona zorla girmeye çalışıyor. Gök ve yerin ortadan kalkması, Kutsal Yasa’nın ufacık bir noktasının yok olmasından daha kolaydır.” (İncil: Luka 16:16-17)

“Çünkü ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan, yani Tanrı’nın diri ve kalıcı olan sözü aracılığıyla yeniden doğdunuz. Nitekim ‘Bütün insan soyu bir ota benzer. Tüm yüceliği de kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçeği düşer. Ama Rabbin sözü sonsuza dek kalıcıdır.’ İşte size müjdelenmiş olan söz budur” (İncil: 1. Petrus 1:23-25).

“Gök ve yer ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır” (İncil: Matta 24:35).

Tanrı’nın ve Tanrı Sözü’nün evrensel değişmezlik ilkesine örnek olması açısından aşağıdaki ayetlerde Kutsal Kitap’tan Tanrı’nın tanıklığına bakalım: “Şeriata ve şahadete! Eğer bu söze göre söylemezlerse, gerçek onlar için tan ışığı olmaz.” (Tevrat: Yeşaya 8:20)

“Peygamberlerin ruhları peygamberlerin denetimi altındadır. Çünkü Tanrı, karışıklık değil, esenlik Tanrısı’dır.” (İncil: 1. Korintliler 14:32-33)

Bu ayetler, gerçeği arayan tüm saygın insanlar için çok anlamlıdır, çünkü önemli bir prensipten bahsederler. Tanrı tarafından önce gönderilen peygamberlerle sonra gelen peygamberlerin sözleri uyum içinde olmalıdır. Öyle ki, eğer peygamberler mesajlarını aynı Tanrı’dan alıyorlarsa, Tanrı’nın gerçek peygamberleri birbirleriyle çatışmamalıdır, çünkü Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısı’dır. Eğer sonra gelmiş bir peygamberin sözleri, daha önceki peygamberlerin sözleriyle çatışıyorsa bu, daha sonra gelenin sözlerinin kaynağının farklı olduğunu gösterir. Kuran’da da bu önemli prensip göz önünde tutulmakta ve bu prensip ayetlerle desteklenmektedir.

“(Ey Muhammed), sana söylenen, senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan başka bir şey değildir (onlara da böyle şeyler söyleniyordu).” 

(Kur’an: Fussilet 41:43)

“‘Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Musa ve İsa’ya verilene ve (diğer) peygamberlere Rab’leri tarafından verilene inanırız; onlar arasında bir ayrım yapmayız, biz Allah’a teslim olanlarız.’ deyin.” (Kur’an: Bakara 2:136)

Kutsal kitaplarda Tanrı’nın sözlerinin değişmeyeceğini ve değiştirilemeyeceğini açıkça gösteren daha birçok ayet vardır. Ama şimdi sevgili Müslüman arkadaşım, sizin yararınız için Kutsal Kitap hakkında Kur’an’ın ne dediğine bakalım.

Tanrı’nın Kitab-ı Mukaddesi’ni Reddetmek Büyük Günahtır

Kur’an’a göre, Müslümanların Tanrı tarafından gönderilmiş olan Tevrat, Zebur ve İncil’e tam anlamıyla iman etmeleri şarttır. Bu konudaki en ufak bir inkâr Tanrı’yı reddetmek ve kâfirlik anlamına gelir.

“Gerçekten Tevrat’ı biz indirdik, onda yol gösterme ve nur vardır… Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte kâfirler onlardır!” (Kur’an: Maide 5:44)

“İncil sahipleri, Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, yoldan çıkmışlardır.” (Kur’an: Maide 5:47)

“Sana Kitabı hak ile ve kendinden öncekini doğrulayıcı olarak indirdi. Bundan önce de insanlara doğru yolu göstermek için Tevrat ve İncil’i indirmişti. (Doğruyu ve eğriyi birbirinden) ayırt eden (Kitaplar)ı da indirdi. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler için mutlaka çetin bir azap vardır. Allah daima üstündür ve öç alandır.” (Kur’an: Al-İmran 3:3-4)

Eğer Tevrat ve İncil, Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemde gerçekten bozuk ve değiştirilmiş olsaydı, Kur’an niçin Hıristiyan ve Yahudilere kendi öz kitaplarına yönelmelerini ve bütün problemlerini kendi kitaplarından halletmelerini tavsiye etsin? Bu sorunun cevabını size bırakıyoruz.

Kuran Yahudileri Yanlış Yorumlamakla Suçluyor

Daha önce gördüğümüz gibi, Tevrat, Zebur ve İncil’e göre Allah’ın Sözü değiştirilemez. Kuran da bu fikre tamamen katılmaktadır. Ayrıca Kur’an’da İncil’in ve Tevrat’ın metinlerinin değiştirildiğini belirten hiçbir ayet yoktur! Bu konuda Kur’an’ın anlamını çarpıtan bazı Türkçe meallerinden sakınmak gerekir. Bu mealler Kuran’ın aslında bulunmayan bir sürü ilave yaparak Tevrat’la İncil metnine iftira ediyor. Kuran’ın aslında

İncil ya da Tevrat metninin değiştirildiğine dair tek bir ayet olmadığını önemle belirtiyoruz. Gerçi Yahudiler, Tevrat’ı yanlış yorumlamak ve kendi istedikleri doğrultusunda anlamlar çıkarmakla suçlanıyorlar ancak, Tevrat’tan bir tek harf bile değiştirilmiş olduğu iddia edilmiyor. Yapılan suçlama sadece yorumlama ile ilgilidir.

“Onlardan bir grup var ki, Kitap’ta olmayan bir şeyi, siz Kitap’tan sanasınız diye dillerini Kitap’a eğip büker (uydurdukları sözleri, vahiymiş gibi göstermek için kelimeleri dillerinde bükerek okur, onları, kitabın sözlerine benzetmeğe çalışır)lar ve: ‘O Allah katındandır.’ derler. Oysa o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.” (Kur’an: Al-i İmran 3:78)

“…onlar Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar, haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Ve çünkü onlar isyan etmişlerdi, haddi aşıyorlardı. Ama hepsi bir değildir. Kitab’lılar içinde, gece saatlerinde ayakta durup Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanan bir topluluk da vardır.” (Kur’an: Al-i İmran 3:112-113)

“Musa kavminden bir topluluk da var ki gerçeğe götürürler ve onunla adalet yaparlar.” (Kur’an: A’raf 7:159)

Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi, bir kısım Yahudiler, Tevrat’ın ayetlerini inkâr etmekle suçlanırken, diğer Yahudilerin Tevrat’a sadık kalmış oldukları açıkça bellidir.

Eğer Tevrat tahrif edilmiş olsa idi, Allah’a bağlılığını sürdüren bu grup var olamazdı. Yani, o zamanda dahi, Kitab-ı Mukaddes değiştirilmemiş halde duruyordu. Kolaylıkla görülebilir ki, bazı Yahudilerin ayetleri kendi çıkarlarına uygun olarak yorumlamalarına rağmen, Tanrı Sözü’nün hiçbir insan tarafından değiştirilemeyeceği Kuran’da açıkça belirtilmiştir.

İşin ilginç yanı, aynı konuda, İncil de Yahudilerin yaramazlıklarından bahsetmesine karşın, bu Tanrı’nın güvenilirliğine gölge düşürmez:

“Peki, Yahudilerden bazıları güvenilmez çıktılarsa ne olur? Onların güvenilmezliği Tanrı’nın güvenilirliğini ortadan kaldırır mı? Kesinlikle hayır! Her insan yalancı olsa da, Tanrı’nın doğru olduğu bilinmelidir. Yazılmış olduğu gibi: ‘Öyle ki, sözlerinde doğru çıkasın ve yargılandığın zaman davayı kazanasın.'” (İncil: Romalılar 3:3-4)

Kuran’ın Hıristiyanlar’a Bakışı

İşin diğer bir ilginç yanı da, Kuran’da Yahudiler Tevrat’ı yalan veya yanlış yorumlamakla suçlanırken, Hıristiyanlar için tahrifle ilgili hiç bir suçlama olmamasıdır. Tam tersine Kur’an, aşağıdaki ayetlerle Hıristiyanlığı desteklemektedir:

“…İnananlara sevgice en yakınları da ‘Biz Hıristiyanlarız.’ diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.” (Kur’an: Maide 5:82)

“İnananlar, Yahudiler, sabiiler ve Hıristiyanlar(dan) Allah’a ve ahiret gününe inanan ve iyi işler yapanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Kur’an: Maide 5:69)

“İncil sahipleri, Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, yoldan çıkmışlardır.” (Kur’an: Maide 5:47)

“Allah demişti ki: ‘Ey İsa, ben seni öldüreceğim, bana yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları ta kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım.” (Kur’an: Al-i İmran 3:55)

Objektif ve önyargısız olarak incelenirse Hıristiyanlar hakkında destekleyici birçok ayet bulunabilir. Bunun yanında suçlamalar da söz konusudur tabii ki. Bunlardan biri Allah’ın rızasını kazanmak için oluşturulan, ancak daha sonra bozulan ruhbanlık olayı ile ilgilidir (Kur’an: Hadid 57:27).

Zaten Hıristiyanların büyük bir kısmı da ruhban sınıfının yanlışlarını kabul etmekte ve bu sınıfın var olmaması gerektiğine inanmaktadırlar. (Bu gerçek ve Rabbe bağlılığını koruyan grup tüm dünyada genel olarak Protestan adı ile bilinir.) Var olan ruhban sınıfı da Allah’ın mesajını değiştirecek veya Allah’ın isteğini engelleyecek güce sahip değildir ve kendi yanlışları sadece kendilerini bağlar. Kur’an’ın tanıklık ettiği gerçek imanlı Hıristiyanların varlığı aynı zamanda Kutsal Kitap’ın aynen mevcut olduğunun da kanıtıdır. Nasıl ki zayıf imanlı Müslümanların varlığı İslam’ı bozamıyorsa, zayıf imanlı (sözde) Hıristiyanların var olması da gerçek Hıristiyanlığa zarar veremez. Bundan dolayı Kuran’ı iyi inceleyen her Müslüman, Hıristiyanlık hakkında daha gerçekçi ve daha olumlu yargılara ulaşmaktadır.

Hz. Muhammed Kitab-ı Mukaddes’i (Tevrat, Zebur, İncil) Kabul Ediyordu

Aşağıdaki ayetlere göre, Hz. Muhammed ve tüm Müslümanlar Kutsal Kitap’ı tamamen kabul ediyorlardı.

“Resul, Rabbinden kendisine indirilene inandı, müminler de. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandı. ‘Onun elçilerinden hiçbirini diğerinden ayırmayız.’ (dediler). Ve dediler ki: ‘İşittik, itaat ettik!'” (Kur’an: Bakara 2:285)

“Kitap’ın hepsine inanırsınız.” (Kur’an: Al-i İmran 3:119)

“De ki: ‘Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve torunlara indirilene; Musa’ya İsa’ya ve peygamberlere Rab’leri tarafından verilene inandık; onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz O’na teslim olanlarız.'” (Kur’an: Ali İmran 3:84)

Kutsal Kitap Hz. Muhammed’in Zamanında da Sapasağlam Mevcuttu

Eğer bir kimse Kutsal Kitap’ın değiştirildiğini iddia ediyorsa, bunun ne zaman olduğunu açıklamalıdır. Kutsal Kitap’ın değiştirildiğini iddia edenler, bunun ancak Kuran’dan sonraki dönemlerde yapıldığını iddia edebilirler, çünkü Kur’an’da açıkça bellidir ki; İncil ve Tevrat’ın aslı Hz. Muhammed’in zamanında kaybolmamıştır. Bunu Kur’an’daki şu ayetlerden anlıyoruz:

“İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüyorlar (verdiğin hükme razı olmuyorlar?)…” (Kur’an: Maide 5:43)

“Yahudiler: ‘Hıristiyanlar, bir temel üzerinde değiller,’ dediler. Hıristiyanlar da: ‘Yahudiler bir temel üzerinde değiller,’ dediler. Oysa hepsi de Kitabı okuyorlar…” (Kur’an: Bakara 2:113)

“Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (yani meseleyi bilen, eski Kitap sahiplerine) sorun. (Kur’an: Enbiya 21:7)

“Eğer sen, sana indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce Kitap okuyanlara sor… Ve sakın Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan olma, yoksa ziyana uğrayanlardan olursun.” (Kur’an: Yunus 10:94-95)

“De ki: ‘Doğru iseniz, Tevrat’ı getirip okuyun.'” (Kur’an: Al-i İmran 3:93)

“Bilmiyorsanız zikir ehline (bilen Kitap ehline) sorun.” (Kur’an: Nahl 16:43)

Bu Kuran ayetlerinden de anlaşılıyor ki, Tevrat ve İncil Hz. Muhammed’in zamanında bozulmamış durumdaydı. Aksi halde Allah, Hz. Muhammed’e “Bir şüphen varsa, senden önce kitap okuyanlara sor” demezdi. Hz. Muhammed’in tahrif edilmiş bir kitaba müracaat etmesinin ne demek olduğunu düşünmek gerekir.

Kuran’ı inceledikçe, şu sonuçlar ortaya çıkıyor: ——————————————————————————–

1. Kuran, Kutsal Kitap’ı tasdik etmek için gönderilmiştir.

2. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek kimse yoktur.

3. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler kâfirlerdir.

4. Hz. Muhammed’in zamanında Kutsal Kitap sapasağlam mevcuttu.

5. Hz. Muhammed Kutsal Kitap’ın tümüne iman etmişti.

6. Allah aynı imanı tüm Müslümanlardan da istemişti.

Hiç kimse Kur’an’a dayanarak, “Kitab-ı Mukaddes değiştirildi” diyemez. Kur’an’a göre, böyle bir kişi hem yalancı, hem de kâfirdir. Onların Allah’ın Sözü hakkında söyledikleri değersiz ve büyük günaha götüren çok yanlış sözlerdir.

Tanrı’nın Hâkimiyeti

“Tevrat, Zebur ve İncil değiştirildi” diyenler Tanrı’nın hâkimiyetine karşı gelmiş bulunuyorlar. Onlara birkaç önemli soru sormak istiyoruz: Tanrı güvenilir midir, değil midir? Tanrı Kendi sözünü koruyabilir mi, koruyamaz mı? Yoksa Tanrı aciz midir? Tanrı insanlarla dalga mı geçiyor?

Allah’ın dünyayı yaratmaktan daha da önemli olan eseri Kutsal Kitap’tır. “Kutsal Kitap değiştirildi” diyenlere şunu soruyoruz: Hırsız Şeytan, Allah’ın bu üç kitabını (Tevrat, Zebur ve İncil) çalarken, onları bozup değiştirirken ve tahrif edip yok etmeye çalışırken:

Yüce Allah derin uykular içinde mi uyukluyordu?

Allah izin mi verdi?

Allah, Tevrat, Zebur ve İncil verildikten sonra derin uykuya mı yatmıştı?

Sonra da Kuran’ın zamanında mı güçlenip, akıllanmış ve uykusundan uyanmıştı?

Allah’a inanan hiçbir insanın kabul etmeyeceği bu tür sözler elbette ki çok saçma sözlerdir! Ancak Kutsal Kitap’ın değiştirildiğini iddia edenler neredeyse bu sözler kadar saçma iddialarda bulunmakta ve Yüce Allah’ı aciz gösterecek ifadeler kurmaktadır. Hiçbir varlık Allah’ın kudretine sahip değildir ve yine hiç kimse O’nun Sözlerini değiştirebilecek güçte değildir. Allah Kendisine acizlik yüklenmesinden ve kendisiyle dalga geçilmesinden hiç hoşlanmaz ve Allah insanlarla dalga geçmez.

Tabii ki bu sözler Tanrı imajını tamamen zedeleyen ve Tanrı’ya yakışmayan görüşlere inanmayı öngören sözlerdir. Allah inancına sahip olan bütün mantıklı ve duyarlı insanlar şüphesiz bu saçma sözlere doğru cevabı verecektir. Öyleyse:

a) Eğer Tanrı, kutsal sözlerini ve insanlara yönelik mesajını insanların değiştirmelerini istemiyorsa,

b) Ve eğer Tanrı kutsal sözlerini ve mesajını koruyabilecek güçteyse, o zaman Tanrı, Kendi sözünün insanlar tarafından değiştirilmesine müsaade etmez. Doğal ve doğru olan şey, Tanrı’nın insanlara yönelik mesajını korumasıdır. Bu sebeple, varılması gereken sonuç kısaca şudur: Tanrı’nın ilham ettiği Tevrat, Zebur ve İncil ve onların içerdiği mesaj:

a) değiştirilmedi,

b) değiştirilemeyecek,

c) ve asla değiştirilemez.

Tanrı’nın tüm şerefi ve hâkimiyeti O’nun Kendi kutsal sözlerine bağlıdır. İnsanlar kendi eserlerini korumayı ve saklamayı bildikleri gibi, Yüce Allah da sonsuz gücüyle Kendi şerefi olan eserini, Kutsal Kitap’ını korur. Allah, insan gibi hakkını aramak için mahkemeye koşmaz. Ama, böyle bir teşebbüste bulunmak isteyenleri Kendi yüce kudretiyle önlediği gibi, onlara gerçekten ceza vermesini de bilir. Yine Yüce Allah, kendi Kitap’ını bozmak isteyenleri cezalandıracağını bildirerek şöyle emrediyor:

“Size emretmekte olduğum söze bir şey katmayacaksınız ve ondan eksiltmeyeceksiniz, ta ki, Allahınız RABBİN, size emretmekte olduğum emirlerini tutasınız.” (Tevrat: Yasanın Tekrarı 4:2)

“Sana emretmekte olduğum her şeyi yapmak için tutacaksın, üzerine bir şey katmayacaksın ve ondan eksiltmeyeceksin.” (Tevrat: Tesniye 12:32)

“Allahın her sözü denenmiştir. Kendisine sığınanlara kalkandır. Onun sözüne bir şey katma, yoksa seni tedip eder, ve yalancı çıkarsın.” (Zebur: Süleyman’ın Meselleri 30:5-6)

“Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Eğer bir kimse bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Eğer bir kimse bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.” (İncil: Vahiy 22:18-19)

Tanrı’nın Merhameti

İddiaya göre Allah’ın Kutsal Kitap’ı (Tevrat, Zebur ve İncil) bozulmuş veya kaybolmuşsa, o devirlerde yaşayan insanlar acaba nasıl yaşadılar? Allah’ın vahiyleri bir devirde yok olursa, o devir insanlarının doğru yolda yürümesi imkânsız olur. Tarihte biliniyor ki;

Tevrat İ.Ö. 15. yüzyılda,

Zebur (Mezmurlar) İ.Ö. 10. yüzyılda,

Eski Ahit peygamberlerinin son kitabı (Malaki) İ.Ö. 4. yüzyılda,

İncil de İ.S. 1. yüzyılda vahyedilmiştir.

Eğer bu kitapların metni değiştirilmiş ya da vahyedilmesinden sonra tümüyle kaybolmuşsa ve tek geçerli kitap Kuran ise, çok kısa dönemler hariç, 2.000 yılı aşkın bir müddet boyunca insanlar manevi bir karanlık içinde kalmış ve Allah en azından altı yüzyıllık bir dönemde ölen milyonlarca insanın karanlıkta kalmasına bilerek izin vermiş demektir. Allah, vahiylerini bir asır bile tahriften koruyamamış olsaydı, ne kadar aciz ya da merhametsiz bir Tanrı olurdu! Hâlbuki Allah’ımız böyle değildir.

İncil’den

“Kurtarıcımız Tanrı… tüm insanların kurtulmasını ve gerçeğin bilincine erişmesini ister.” (İncil: 1. Timoteyus 2:3-4)

“Bazılarının gecikmiş saydığı gibi Rab, vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü hiç kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbeye gelmesini istiyor.” (İncil: 2. Petrus 3:9)

“Çünkü Tanrı şöyle dedi: ‘Seni asla terk etmem, seni asla bırakmam.'” (İncil: İbraniler 13:5)

Kur’an’dan

“De ki, ‘Lütuf Allah’ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah'(ın lütfu) geniştir, (O her şeyi) bilendir. Rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf ve kerem sahibidir.” (Kur’an: Al-i İmran 3:73-74)

“Alemlerin Rabbi (terbiye edip yetiştiricisi) Allah’a hamdolsun. (O), Rahman’dır, Rahimdir. (Kur’an: Fatiha 1:1-2)

Allah’a iman etmeyenler için O’nun mukaddes kitaplarının değiştirilebileceğini, hatta yok edilebileceğini söylemek belki zor değildir. Fakat hem “Allah’a inanıyorum,” hem de “Tevrat, Zebur ve İncil değiştirildi” diyenler, inanılmaz bazı mantık hatalarına düşerler:

1) Yahudilerin, Hıristiyanların ve Müslümanların inanışına göre Allah her şeye kadirdir.

2) Allah merhametlidir, mukaddes kitaplarını insanlara doğru yolu göstermek için vahyetti. Fakat eğer Tanrı’nın Sözü değiştirilebilirse, şu iki sonuçtan birini kabul etmek zorundayız:

a) Allah, kitaplarının yok edilmesini önlemekten (haşa) acizdir (ve böylece gerçekten her şeye kadir olamaz).

b) Yahut, Allah insanlara doğru yolu göstermeye yalnız ara sıra önem verir; şöyle ki, O’nun kitapları değiştirilir ve böylece insanlar doğru yoldan saparlarsa, O bununla pek ilgilenmez, başka bir deyimle merhametsizdir (yine haşa!) Allah-u Teala bu tür iftiralardan münezzehtir. Başka bir mantık hatası da, İslami iddiaya göre Kuran’ın tek bir harfi bile değişmezken Kutsal Kitap’ın değişmiş olduğunu iddia etmektir. Bunun gerçek nedeni hem Kuran’ı hem Kutsal Kitap’ı bilmeyenlerin önyargılı tutumlarıdır, çünkü bu tür iddialarının sağlam bir temeli yoktur. Konuya önyargısız bir şekilde bakmak zor olabilir, ama eğer Tanrı’nın sonsuz gerçeklerini yürekten kavramak istiyorsak, önyargısız olmak ve yanlış düşüncelerden vazgeçmek zorundayız. Bir kimsenin Tanrı’nın Kutsal Kitap’ını okumadan, “Tanrı’yı tanıyorum” demesi büyük yanlıştır. Sadece ve sadece kendisini büyük bir günaha götürür.

Tanrı’yı tanımak isteyen ve O’nu arayan her insan Kutsal Kitap’ı okumalıdır. Çünkü Tanrı Kendisini Kutsal Kitap’ta, yarattığı diğer tüm şeylerden daha açık ve daha gerçek olarak göstermektedir. O’nu arayan bir yürekle ve açık fikirle Kutsal Kitap’ı okumak, Tanrı’yı tanımayı ve gerçek huzura kavuşmayı sağlar.

Kitab-ı Mukaddes’te ve Kur’an’da yaptığımız incelemeler sonucunda Tanrı’nın Sözü’nün değiştirilemeyeceğini ifade ettik. İ.S. 632 civarında meydana gelmiş olan Kur’an, Kitab-ı Mukaddes’in (Tevrat, Zebur, İncil) değiştirilmediğine şahadet eder. Kitab-ı Mukaddes’in kendisi de Tanrı’nın Sözü’nün değiştirilemeyeceğine ve değişmeyeceğine şahadet eder. Ayrıca, İslam’dan yüzyıllarca önce kaydedilmiş olan eski el yazmaları da Kutsal Kitap’ın değiştirilmediğine şahitlik ederler. Şimdi, Tanrı’nın Kendi Sözü’nü koruduğuna dair birkaç tarihi delile bakalım.

Eski Ahit: El Yazmalarının Tanıklığı

(Tevrat, Zebur ve diğer Peygamberler)

39 Kitapçık veya Kısım Eski Ahit: İ.Ö. 425 civarında tamamlandı. Eski Ahit İ.Ö. 1440-425 yılları arasında İbranice ve Aramice olarak kaydedilmiştir. Günümüze kadar gelen birçok İbranice el yazması vardır. Bu el yazmaları “Masoretik Metin” olarak bilinirler. Masorete (Mazorit)ler son derece özen göstererek Eski Ahit’in metnini kontrol edip korumak görevini üstlenen bir Yahudi heyetti. Aşağıda sıralanmış olan bu İbranice el yazmaları günümüzde de halen varlığını sürdürmektedir:

Kahire Kodeksi İ.S. 895 İngiliz Müzesi, Londra.

Peygamberlerin Kodeksi İ.S. 1008 Leningrad

Babylonicus Petropalitanus Kodeksi İ.S. 1008 Leningrad

İngiliz Müzesi Kodeksi, İ.S. 950 İngiliz Müzesi, Londra.

Samiriyelilerin Tevrat’ı İ.S. 100-200 Samiriye

Bütün bu eski metinleri karşılaştırdığımız zaman her şeyin aynı olduğunu görürüz; herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır. Tanrı’nın Sözleri sabit bir şekilde durmaktadır.

Peki İznik Konseyinde Ne Oldu?

Türkiye’de yaygın olan uydurma bir hikâyeye göre, İ.S. 325’te toplanan İznik Konseyi’nde papazlar bir yığın İncil’den dört tanesini seçip, diğerlerini yok etmişlerdir. Bu aslı astarı olmayan hikâyeye inanılması gerçekten son derece şaşırtıcı bir şeydir. Tarih ilmini iyi bilenler bilir ki: Tarihte cereyan ettiği söylenen bir hadiseyi doğrulamanın tek yolu, o hadisenin görgü şahitlerinin yazılarını incelemek ve değerlendirmektir. Tarih ilmi bundan ibarettir. İznik Konseyi ile ilgili bilinen tarihi kaynaklar o konseye katılan ve orada konuşmaları kaydeden Evstatyus, Atanas ve Evsebyus’un eserleridir. Bu belgeler

(1) konsey başkanı olan Antakyalı Evstatyus’un bir eseri;

(2) Atanas’ın “İznik Konseyi’nin Kararları” adlı eseri (İ.S. 350 ile 354 yılları arasında yazmıştır) ve 369 yılında Kuzey Afrikalı dini liderlere yazdığı bir mektup;

(3) Sezariyeli Evsebyus’un 325 yılında yazdığı bir mektuptan oluşmaktadır. Bunlardan başka hiçbir kaynak yoktur. Bunlara göre İznik Konseyi’ne katılanlar sadece İsa Mesih’in Tanrılığını tartışmak için toplanmışlardır. (Mesih’in yeryüzünde yaşadığı zamandan beri zaten O’nun Tanrı sıfatına sahip olduğu kabul edilmişti ama bir iki önemli din önderi yeni bir yorum getirerek, Mesih’in Tanrı sıfatına sahip olmadığı hakkında yeni bir fikir ortaya koydukları için konsey toplanmıştı.) Konseye katılanlar arasında İncil metni ya da içeriği konusunda herhangi bir ihtilaf olduğu kesinlikle kaydedilmemiştir. Bu tartışmada taraflar aynı İncil ayetlerinden faydalanmışlardır.

Zaten İ.S. 325 yılında İncil’i tahrif etmek imkânsız bir iş olurdu. O tarihe gelindiğinde Hindistan’dan İrlanda’ya, Etiyopya’dan Kuzey Almanya’ya kadar her yerde İsa Mesih’e inanan topluluklar vardı. Bir sürü değişik mezhebe ait olan bu topluluklar hiçbir zaman bir tek idare merkezinin kontrolünde değillerdi. Yani, hiçbir papa ya da başka bir hükümdar İncil’i imha ya da tahrif edebilecek konumda ve güçte olamamıştır. (Ayrıca, Roma Katolik Kilisesi’nin ilk papalığı “Papa Boniface” ile İ.S. 606 yılında başlamıştır.) Kaldı ki, o çağda bile İncil’in asıl Grekçesi’nin ve çeşitli tercümelerinin binlerce nüshası mevcuttu. Hepsini toplatıp yok etmeye kimsenin gücü yetmezdi.

Konseyin sonunda İncil’in öğretişine dayanarak İsa Mesih’ in Tanrı sıfatına sahip olduğu ortak bir bildiriyle yayınlanmıştır. İ.S. 325’te İznik’teki konseyde hazırlanan ve bugünkü Mesih İnanlıları mezheplerinin hemen hemen hepsince kabul edilen inanç bildirisi şöyledir:

“Bir tek Allah’a inanıyorum. Yerin ve göğün, görünen ve görünmeyen tüm varlıkların yaratanı, her şeye kadir Baba Allah’a inanıyorum.

Tüm asırlardan önce Baba’dan doğmuş olan, Allah’ın biricik Oğlu, ve bir tek Rab olan Mesih İsa’ya inanıyorum. O, Allah’tan Allah, Nur’dan Nur, gerçek Allah’tan gerçek Allah’tır. Yaratılmış olmayıp Baba ile aynı özdedir ve her şey O’nun aracılığıyla yaratılmıştır. 

Biz insanlar ve kurtuluşumuz için gökten inmiş, Kutsal Ruh’un kudretiyle bakire Meryem’den vücut alıp insan olmuştur. Pontius Pilatus zamanında bizim için acı çekerek çarmıha gerilmiş, ölmüş, gömülmüş ve Kutsal Yazılara göre üç gün sonra dirilmiş, göğe çıkmış ve Baba’nın sağında oturmaktadır. Dirileri ve ölüleri yargılamak için şanla tekrar gelecek ve O’nun hükümdarlığı son bulmayacaktır.

Peygamberler aracılığıyla konuşmuş olan, Baba ve Oğul’dan çıkıp, Baba ve Oğul ile birlikte tapılan ve yüceltilen, hayatın kaynağı ve Rab olan Kutsal Ruh’a inanıyorum. Havarilerin inancına dayanan, evrensel ve kutsal olan tek kiliseye, kutsalların birliğine, günahların affına ve tek vaftize inanıyorum. Ölülerin dirilişini ve sonsuz hayatı bekliyorum.” AMİN

Buna dayanarak İsa’nın Tanrılığı hakkındaki inanç, İznik Konseyi’nde uydurulmuş olmadığını; başlangıçtan beri ve her devirde bütün Mesih İnanlıları topluluklarınca benimsendiğini görebiliriz.

Septuagint

Septuagint, İ.Ö. 280: Elimizdeki Eski Ahit metnine tanıklık eden diğer bir kaynak da “Septuagint” (Septuacint)tir. İ.Ö. birinci ve üçüncü yüzyıllar arasında Mısır’daki İskenderiye kentinde Yunanca bilen Yahudilerden oluşan bir heyet Eski Ahit’i asıl İbranice orijinalinden Yunancaya çevirdi. Bu heyeti oluşturan kişilerin sayısı 72 olduğu için, bu çeviriye “Yetmişler” anlamına gelen “Septuagint” adı verildi. İ.S. birinci yüzyılda Yunanca “dünya dili” haline gelmişti. İsa Mesih’in havarileri

Yunanca konuşuyorlardı ve bu çeviriyi kullanmışlardı. Yeni Ahit’in (İncil’in) metninde yer alan Eski Ahit’e ait 18 ayrı alıntının Septuagint’ten aktarılmış olması bu çeviriye ne kadar güvenildiğine dair bir delildir.

Sonuç olarak, Eski Ahit metni tarih boyunca şekil veya içerik açısından değişikliklere uğramamıştır. Var olan kelime farklılıkları dönemin dil gelişimine göre yapılmış düzeltmeler ve imla gelişmeleridir (örneğin, 15. yy. Türkçe bir metindeki “dinilürse” kelimesinin bugünkü imlaya uyarlanarak “denilirse” olarak yazılması gibi). Bu düzeltmeler Eski Ahit’in düsturlarının hiç birisini etkilemez. Tanrı’nın insanlığa verdiği ilk mesaj Eski Ahit’te hâlâ aynen durmaktadır.

“Ot kurur, çiçek solar; fakat Allahımız’ın sözü ebediyen durur.” (Tevrat: Yeşaya 40:8)

Yeni Ahit (İncil): El Yazmalarının Tanıklığı

(İncil – 27 Kitapçık veya Kısım)

Yeni Ahit (İncil) İ.S. 45 – 96 arasında Yunanca (veya eski Yunan dili Grekçe) olarak yazıldı ve bugün yaklaşık 5.000′ den fazla eski el yazması hâlâ mevcuttur. Bunların büyük bir kısmı da İslamiyet’ten yüzyıllarca önce yazılmıştır. Bunlardan en eski ve en değerli birkaç örnek şunlardır:

John Rylands Papirüsü, İ.S. 117-138: John Rylands Üniversite Kütüphanesi, Manchester, İngiltere.

Chester Beatty Papirüsleri, İ.S. 200-250: Chester Beatty Kütüphanesi, Dublin, İrlanda; Viyana, Avusturya; Michigan Üniversitesi, A.B.D.

Bodmer Papirüsleri, İ.S. 200-250: Vatikan Kütüphanesi, Roma; Cenevre, İsviçre.

Alexandrinus Kodeksi, İ.S. 400: İngiliz Müzesi.

Ephraeme Kodeksi, İ.S. 400: Biblioteque Nationale, Paris.

Beazae Cantabrigiensis Kodeksi, İ.S. 450, Cambridge Kütüphanesi, İngiltere.

Washingtonesis Kodeksi, İ.S. 450-550, Washington D.C.

Oxyrhyncus Papirüsü, İ.S. 200-300, Mısır’daki Bahnasa’da yeni bulunmuştur.

Daha yüzlerce eski metin hâlâ mevcuttur. Kısaca, ikinci ve altıncı yüzyıl arasındaki döneme ait yazılan Yeni Ahit (İncil) kısımlarının Grekçe (eski Yunan dili) yazılmış birçok nüshası şu anda da mevcuttur. Bunların en önemli ve geçerlisi, dördüncü ve beşinci yüzyıla aittir; özellikle Londra’da bulunan Sina Dağı Kodeksi ile hemen hemen aynı tarihe ait olan Vatikan Kodeksi çok önemlidir. İkinci ve üçüncü yüzyıla ait olan papirüs el yazması kitaplardan söz ettik, çünkü bunlar Yeni Ahit metninin ilk tanıklarıdır ve İznik Konseyi’nden (İ.S. 325’ten) çok önceki bir döneme aittir.

Sina Dağı Kodeksi, İ.S. 350: İncil’in tamamını ve Eski Ahit’in büyük bölümünü içerir. 1844’te Sina dağında, St. Catherines Manastırı’nda Tischendorf adlı bilgin tarafından bulundu. İngiliz Müzesi, Londra.

Vatikan Kodeksi, İ.S. 325 – 350: Yunanca yazılmış Eski ve Yeni Ahit’ten büyük bölümler içerir. Vatikan Kütüphanesi, Roma.

Yukarıdaki tüm eski metinlerde aynı gerçek açıklanıyor. Tanrı’nın daha önceki mesajı apaçık bir şekilde olduğu gibi durmaktadır. Anlamı değiştirmeyen imla düzeltmeleri dışında hiçbir farklılık yoktur ve tüm bu metinlerin mesajı tamamen aynıdır.

Nüshaların Güvenilirliği

Daha önce belirttiğimiz gibi Yeni Ahit’in (İncil’in) binlerce eski kopyası vardır. Bunların yazıldığı tarih ile Yeni Ahit’in ilk yazıldığı tarih arasında geçen zaman süresi çok kısadır. Dolayısıyla, Yeni Ahit’in metni aynı dönemden gelen tüm diğer kitaplardan daha sağlam ve daha güvenilirdir çünkü daha çok metinleri mevcut bulunmaktadır ve bunların yazıldığı tarih, orijinallerine daha yakındır. Kuran’ın mevcut olan en eski nüshasının 9. yüzyıla ait olması da göstermektedir ki, İncil’in en eski nüshaları aslına

Kuran’dan daha yakın tarihlidir. Günümüze kadar gelmiş olan 5.000′ den fazla Yunanca el yazması da öğretiş bakımdan tam bir tutarlılık içindedir. Tüm bu el yazmalarının içerdiği müjde ve İsa’nın Tanrı’nın Oğlu (fiziksel olarak değil, ruhsal olarak) olduğu ifadesinde hiçbir farklılık veya değişiklik yoktur.